Türk devletlerinin Saygıdeğer Bakanları ve Heyet Başkanları,
Türk Devletleri Teşkilatımızın Kıymetli Temsilcileri,
Değerli Basın Mensupları ve Kıymetli Misafirler.
Sizleri en kalbî duygularımla saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak düzenlediğimiz Türk Devletleri Dezenformasyonla Mücadele Forumu’na hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Tarihimizin, zaferlerimizin, kazanımlarımızın, mücadelemizin ve geleceğimizin ortak olduğu Türk dünyasından kardeşlerimizi Ankara'da ağırlamaktan büyük bir memnuniyet ve gurur duyuyorum.
Sayın Misafirler,
Kıymetli Kardeşlerim.
Sözlerimin hemen başında birkaç gün evvel ilkini idrak ettiğimiz 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü’müzü yürekten kutluyorum. Ortak alfabemizle yayınladığımız Türk Dünyası Vizyon Belgesi’nin hayırlı olmasını temenni ediyorum. Bugün de aile meclisimizde yüzyılımızın en kritik meselelerinden birisi olan dezenformasyonla mücadeleyi konuşacağız. Yeni iş birliği kapılarını aralayacağız ve iletişim cephesinde saflarımızı daha da sıkılaştıracağız.
Malumlarınız olduğu üzere Türk Devletleri Teşkilatı; dünyanın belirsizliklerle, çatışmalarla, kırılmalarla sarsıldığı ve aslında büyük bir sistem krizinin vuku bulduğu bir dönemde kardeşlik bağından güç alan ülkeler olarak bir araya geldiğimiz bir kurumsallaşma yürütmektedir.
Teşkilatımız 16 yıldır “dilde, fikirde, işte birlik” şiarıyla ekonomik entegrasyondan ulaştırma koridorlarına, savunma iş birliğinden eğitim ve kültür politikalarına kadar birçok alanda çalışmalar yürütmekte, yeni hedefler belirlemektedir.
Bu çerçevede Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Türk Devletleri Teşkilatı 12. Zirvesi’nde zikrettiği şu ifadenin son derece anlamlı olduğunu düşünüyorum; “Terörizmden yasa dışı göçe, siber tehditlerden iklim değişikliğine kadar ortak bir duruşla mukabele edebileceğimizi kendi gök kubbemiz altında kendi güvenliğimizi güçlendirebileceğimizi düşünüyorum.” Cumhurbaşkanımızın “kendi gök kubbemiz altında kendi güvenliğimizi güçlendirmek” ifadesi aslında bize çok şey söylüyor. Uluslararası iletişim ve enformasyon ekosisteminde ortaya çıkan tehditlere karşı ortak bir direnç oluşturmamız gerektiğine işaret ediyor. Bizler medya ve iletişim profesyonelleri olarak burada bir araya geldik. Ancak hepimizin bildiği ve mutabık kaldığı bazı hususlar var. Bir kere şunu söylemek gerekir. Uluslararası bazı çevrelerin iletişim alanında oluşturdukları egemenlik ve zaman zaman da tahkim ettikleri söylem tekeli aslında sadece bizlerin, iletişimcilerin konusu değildir.
Bizim ekseriyetle iletişim alanında karşılaştığımız başta dezenformasyon, manipülasyon, siber saldırılar, sosyal platformlarda artan nefret dili ve bilgi düzensizliği gibi tehditler aslında bizim kamu düzenimize karşı doğrudan tehditler olarak ortaya çıkmaktadır. Dezenformasyon çerçevesindeki tehdit aslında hakikate karşı bir tehdittir ve giderek de uluslararası bir enstrümana dönüşmüştür. Bunlar tabii ki aynı zamanda millî güvenlik, toplumsal istikrar ve uluslararası itibarı doğrudan ilgilendiren stratejik bir alan haline gelmiştir. Bu çerçevede zihnî bir felaket, algısal bir çürüme veya gerçeğin katli şeklinde ifade edebileceğimiz dezenformasyonun ne kadar büyük bir risk ve tehdit olduğu da anlaşılmıştır.
Dezenformasyonla mücadelenin hem Türk Dünyası 2040 Vizyonu Belgesi’nde hem de 2025 Enformasyon Alanındaki Eylem Planı’nda yer alması, bu açıdan bakıldığında hiç de tesadüf değildir ve dezenformasyona karşı ortak mücadelenin de vazgeçilmez bir husus olduğunu göstermektedir. İşte bugün bu forumumuz bu amaca hizmet etmektedir. Dezenformasyonla ortak mücadele azmimizi ve irademizi bir kez daha ortaya koymaktadır.
Değerli Katılımcılar,
Elbette bugün müşahede ettiğimiz uluslararası sistemdeki krizin ve gittikçe derinleşen hakikat meselesinin altında dezenformasyon mefhumu var. Bu itibarla dezenformasyon küresel krizlerin aslında bir boyutu olmanın yanı sıra krizleri derinleştiren bir aparat olarak da görülebilir. Böyle baktığımızda dezenformasyon sadece yanlış bir bilgi değildir. Bir algı bulanıklaştırma, toplumları kutuplaştırma ve dolayısıyla kriz ve afet dönemlerinde devletlerin kabiliyetlerine zarar verecek varoluşsal bir tehdittir. Şunu açıkça belirtelim. Çağımızda savaşlar sadece askerî yöntemlerle yürütülmüyor. Hedef ülke, bölge veya halkın istikrarsızlaştırılması önce zihinsel, toplumsal ve kurumsal direncin aşındırılması boyutuyla aslında iletişim alanında başlıyor ve bu itibarla baktığımızda hibrit tehditlerle karşı karşıya olduğumuz açıktır.
Baktığımız istikrarsızlaştırma tehdidine karşı yapılması gereken şey, az önce belirttiğim gibi, elbette ortak mücadeledir. Kasıtlı, hedefli ve koordineli bir dezenformasyon kampanyasıyla karşılaşmak artık sıradan bir vaka haline geldi. Bu bağlamda kardeş Türk devletlerini mercek altına aldığımızda dezenformasyon girişimlerinin kimi zaman ortak hedefler üzerinden eş zamanlı şekilde, kimi zaman ise ülke özelinde ayrışan stratejilerle yürütüldüğünü gözlemliyoruz. Ne yazık ki başta enerji, savunma, ulaşım ve ticaret koridorları alanları olmak üzere birçok stratejik projemize yönelik karşı propaganda ve dezenformasyon kampanyaları görüyoruz.
Bununla birlikte Türk devletlerinin uluslararası itibarının, ortak kimlik bilincinin, iş birliği mekanizmalarının ve bölgesel dayanışmasının da hedef alındığını görüyoruz. Güven aşındırma, meşruiyeti sarsma ve siyasi stratejik kırılganlık amacı taşıyan bu kötücül girişimlerde aslında mesele bilgiyle ilgili değil. Mesele duygusal tepkiyi tetikleyecek söylemler üretmektir. Ulusal ve uluslararası kamuoylarında belirsizlik ve güvensizlik oluşturacak anlatılar devreye sokmaktır.
İşte bu sistematik algı operasyonlarına karşı çalışmalarımızı üç temel boyutta yürütmemizin elzem olduğu kanaatindeyim. Birincisi halklarımızın elbette birbirini daha yakından tanıması ve anlaması. Burada Türk devletlerinin ortak sesi olan TRT Avaz kanalımız, bizi bize anlatma misyonuyla çok mühim bir görev üstlenmektedir. İkincisi Türk dünyasının uluslararası arenadaki anlatısının bizzat bizler tarafından güçlü bir şekilde inşa edilmesi. Türkiye olarak bizler bu anlamda hem TRT olarak hem Anadolu Ajansı olarak önemli bir faaliyet yürütüyoruz. Üçüncüsü, başta kriz ve afet durumları olmak üzere toplumlarımızın dezenformasyona karşı direncini güçlendirme ve ortak mücadele mekanizmalarının kurulmasıdır. İşte bu forum da bu amaca hizmet etmektedir.
İsterseniz ben Türkiye olarak neler yaptığımızı size birkaç cümleyle anlatayım. Başkanlığımız bünyesinde 2022 yılında kurduğumuz Dezenformasyonla Mücadele Merkezimizde yalan haberleri, yanlış bilgileri, kurgusal içerikleri ifşa ediyoruz. Algı operasyonlarına karşı mücadele veriyoruz. Bununla birlikte kurumlar koordinasyon, erken uyarı mekanizmaları, kriz dönemlerinde hızlı bilgilendirme ve toplumda medya okuryazarlığının güçlendirilmesi gibi daha orta ve uzun vadeli kapsamlı çalışmalar yürütüyoruz. Dezenformasyonla mücadelede hem kurumlarımızla oluşturduğumuz koordinasyon mekanizması hem de e-Devlet dezenformasyon bildirim servisi üzerinden milletimizle kurduğumuz iletişim ağı önem taşımaktadır.
Oluşturduğumuz bu sistemle bugüne kadar 2.500'e yakın dezenformasyonu gözler önüne serdik. Doğrusu bu çabamızın milletimiz tarafından da büyük bir memnuniyetle karşılandığını söylemek isterim. Malum olduğu üzere sosyal medya çok sayıda bilginin ve iddianın dolaştığı bir alan. Oradaki bilgilerin teyit edilmeden doğru kabul edilmesi elbette bizi yanlış yönlendirecektir. Bu itibarla dezenformasyon konusunda yaptıklarımızın buna önemli katkılar verdiği görüşündeyim.
Bu doğrulama çalışmalarına benzer bir şekilde biz aslında Türk dünyasına yönelik birçok içeriği de ifşa ettik. Hepimizin tanık olduğu üzere 2. Karabağ Savaşı harp sahasında oldu ama iletişim boyutunda da çok kıyasıya bir savaş yürüdü. Savaş sürecinde ve sonrasında Can Azerbaycan’ın Karabağ Zaferi’ni gölgeleme amaçlı çok sayıda dezenformasyon kampanyası oldu. Bu bilgileri yalanlayarak aslında Karabağ Zaferi’ne iletişim boyutuyla da bir destek vermiş olduk.
Biz o dönemde yakaladığımız manipülatif içeriklerden bir tanesini ki oldukça nispeten hafif bir tanesini sizinle paylaşmak isterim. “Karabağ'a giren Azerbaycan askerleri yaşlı Ermeni bir kadınla alay etti” başlığıyla sunulan bir yalan haber vardı. Burada güya bir asker, yaşlı kadına bir bardak su uzatıyor ve kadın suyu içecekken başka bir asker bu suyu döküyor. Hâlbuki videonun tam halinde açık ve net bir şekilde Azerbaycan askerinin bizzat kendi eliyle Ermeni kadına su içirdiği görülmekteydi.
Şimdi tabii görüntüleri keserek, biçerek bambaşka bir forma getirmek ne yazık ki artık mümkün. Hatta daha fazlası mümkün. Kurgular yapay zekâlarla bambaşka bir şekilde gerçekmişçesine ortaya çıkarılabiliyor. İşte böyle bir ortamda iletişimin yeni dinamikleri ve verdiği imkânlarla ortaya ciddi riskler de çıkıyor. Bunun için, bununla mücadele için ortak stratejileri hayata geçirmemiz gerektiği açıktır. Bize karşı yazılmaya çalışılan hikâye ve inşa edilen anlatıyı ancak biz birlikte çalışarak, birlikte ortak anlatımızı oluşturarak aşabiliriz. Bir diğer ifadeyle dezenformasyona karşı daha somut iş birlikleri geliştirmek zorundayız. Ortak teyit mekanizmaları kurmak durumundayız. Erken uyarı sistemlerini işleterek birbirimizle paylaşmak durumundayız.
Saygıdeğer Misafirler,
Bizler Türkiye olarak medya okuryazarlığının artırılması, çocuklarımızın ve gençlerimizin dijital tehditlere karşı bilinçlendirilmesi, siber güvenlik altyapısının güçlendirilmesi, yapay zekâ destekli manipülasyonlara karşı algoritmik izleme araçlarının geliştirilmesi ve kamu kurumları arasında eş güdümlü bilgi paylaşımının kurumsallaştırılması gibi birçok alanda kritik adımlar atıyoruz. Bu anlamda çok ciddi bir kararlılığımız var. Şunu açıkça ifade etmek isterim ki bu alanda geliştirdiğimiz kapasiteyi büyük bir memnuniyetle kardeş ülkelerle paylaşmaktan ve onlarla birlikte çalışmaktan yanayız. Buna dair ortak bir irademiz var.
Bu yaklaşım Türk dünyasının bütünlüğünü hedef alan her türlü suni ayrıştırma girişimine karşı ortak bir duruşu da gösterecektir. Ben inanıyorum ki ülkelerimiz arasındaki veri paylaşımı, tecrübe aktarımı, ortak teyit mekanizması ve hızlı reaksiyon kapasitesi Türk dünyasının bilgi alanındaki savunma şemsiyesini oluşturacak önemli unsurlardır. Ülkelerimizi, teşkilatımızı, birliğimizi ve kardeşliğimizi dezenformasyon kampanyalarına karşı korumak durumundayız. Onların yıkıcı etkilerinden korunmak için bir kurumsallaşmaya ihtiyacımız var ve bunu da uluslararası ölçekte bir mekanizmayla yürütmek gerekir.
Ben bu duygu ve düşüncelerle Türk Devletleri Teşkilatı Forumu’na gelen, teşrif eden Sayın Genel Sekreter Yardımcımıza, Sayın Bakanlarımıza, Heyet Başkanlarımıza, bu forum çerçevesinde fikirlerini ifade eden panelistlerimize ve elbette siz bütün katılımcılara yürekten şükranlarımı sunuyorum. Programda emeği geçen mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Forumumuzun hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Sizleri saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Prof. Dr. Burhanettin DURAN
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı