Medya ve Akademi Dünyamızın Kıymetli Temsilcileri,

Saygıdeğer Panelistler,

Hanımefendiler, Beyefendiler;

Sizleri saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.

Basın İlan Kurumumuz tarafından düzenlenen Dijital Dönüşüm Çağında Habercilik: Yapay Zekâ ve Dijital Yetkinlikler Paneli'nde sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Malum olduğu üzere Basın İlan Kurumu’nun 65. kuruluş yıl dönümü ve 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle düzenlenen bu panelde, sağlıklı bir iletişim ekosisteminin oluşmasına katkı vermeyi temenni ediyoruz. Gazeteci kardeşlerimin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü kutluyor, Basın İlan Kurumu’nu da 65. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla tebrik ediyorum.

 

Saygıdeğer Katılımcılar,

Uluslararası düzenin irtifa kaydettiği, devletlerin alenen hukuksuz eylemlere giriştiği, katliamların ve soykırımların normalleştirilmeye çalışıldığı belirsiz bir dönemi tecrübe ediyoruz. Aslında bu, “bildiğimiz dünyanın sonu” diye tanımlanan şey, yepyeni bir medya düzeni de oluşturuyor.

Böyle baktığımızda medya sisteminde dijitalleşme de dahil olmak üzere keskin bir dönüşüm ve belirsizlik birlikte gerçekleşiyor. Yapay zekâ teknolojileriyle daha da hız kazanan bu süreç; insanın insanla, varlıkla ve tabii ki bilgiyle olan ilişkisini de kökünden değiştiriyor. Bütün bu süreçlerin gazeteciliği de büyük ölçüde etkilediğinin farkındayız. Tam da bu nedenle, dönüşümüne tanık olduğumuz gazeteciliğe ilişkin bazı soruları sormamız ve cevaplarını da ısrarla aramamız gerekmektedir. Mesela; dijitalleşme ve yapay zekâ gazetecilik mesleğini nasıl dönüştürüyor? Bu dönüşümün hangi stratejik yönetişim çerçevesinde ele alınması gerekir? Gazetecilerin ürettiği bilgiler, bugün ne anlama gelmektedir? Bu sorulara vereceğimiz cevaplar, aslında dijital dönüşüm sonucu hayatımıza giren anlam ve içeriklere daha dikkatli ve yakından bakmamız gerektiğini bize anlatır. Bunlar üzerine daha fazla düşünmemiz gerekiyor; bu panelin de buna hizmet edeceği düşüncesindeyim.

Dijitalleşmenin gündemimize getirdiği en önemli konulardan bir tanesi elbette hızdır. Bu hız bir yandan işlerimizi kolaylaştırıyor, bilgiye ulaşmamızı kolaylaştırıyor; ancak diğer taraftan başka riskleri de ortaya çıkarıyor. Bunun en önemli yanı doğru ile yanlış arasındaki bulanıklaşmadır, yani çizgi daha bir belirsiz hale gelmektedir. Tek değer ölçüsünün bu olduğu durumlarda teyit ve bağlam gibi temel ilkelerin geri plana atılma riski oluşmuştur. Elbette bunun tek bir çözümü vardır, o da nedir, Medya okuryazarlığının mükemmel hale getirilmesidir. Nerede neyi nasıl elde edeceğini bilen okuryazarlığa en fazla ihtiyacın olduğu bir döneme girdik.

Hepinizin bildiği üzere dijitalleşmenin gündemimize getirdiği diğer bir konu algoritmalar. Bu algoritmaların belirli şirketler tarafından, belirli eller tarafından yönetilmesi riski, çok ciddi bir risktir. Deepfake teknolojileri, otomatik içerik üretimi ve sahte hesap ağları; iletişimin en değerli olan şeyini, yani doğru bilgiyi zehirleyebilecek riskler taşımaktadır.

Bu aslında dezenformasyon ve manipülasyon dediğimiz iletişim arızalarının hızla yayılmasına ve bırakın büyük devletleri, birtakım organize gruplar tarafından bile yapılabilmesine imkân vermektedir. Bunun sonucu da güven bunalımının derinleşmesidir. Bilgi düzensizliği olarak da kavramsallaştırılan bu durum, geldiğimiz noktada hakikatin ne olduğuna dair ciddi bir tehdit ortaya çıkarmaktadır.

Tam bu noktada gazeteciye yepyeni sorumluluklar düşüyor. Hakikatin korunması ve anlamlı biçimde dolaşıma sokulması ve yukarıda bahsettiğim risklere karşı en önemli güvencelerimizden birisi; ilkeli ve etik değerlere dayalı olarak gazetecilik yapan basın emekçileridir.

Burada elbette dijitalleşmenin ortaya çıkardığı imkânlara değinmeden de geçemem. Çünkü söz konusu olan şey sadece olumsuzluk değil. Bu yenilikler bize veri analizi, otomatik haber yazımı, eğilim tespiti, içerik tavsiyesi gibi önemli imkânlar veriyor, büyük kolaylıklar sağlıyor. Bu bir anlamda gazetecilerin iş yükünün azaltılması demek. Ama tabii ki gazeteci ve büyük veri arasındaki bu kolaylaşan imkânın yönetilmesi gazetecinin elinde olması lazım. Bizi yönlendiren şey yapay zekâlar olmamalı. Hızlı erişim iyi bir imkân ama sağlıklı ve doğru bilgiyi, haberi ortaya koyabilmek için gazetecinin aktörlüğü eskisinden daha da önemli hale geldi. Bu şu demek: Gazetecilik ve kurumsal medya zannedildiği gibi etkisini yitirmeyecek; aksine yeni fonksiyonlar üstlenerek daha önemli hale gelecek. Çünkü doğrulama, şeffaflık ve kaynak güvenirliği artık stratejik bir değer. Sosyal medyada, dijital alanda gördüğümüz her şeyin artık gerçek olup olmadığına, yani güvenirliğine, teyit etmeye ihtiyacımız var. O halde bunu gören ve bu ihtiyaca karşılık veren gazeteciliğin ne kadar değerli olacağını bilmek pekâlâ mümkün.

Kıymetli Katılımcılar,

Hanımefendiler, Beyefendiler;

Yeniliklerden ve yeniliklerin iletişimi ve medyayı bilhassa da gazeteciliği dönüştüren etkisinden söz ediyoruz. Peki biz bu konuya nasıl yaklaşmalıyız? Öncelikle ana çerçeveyi şu şekilde belirleyebiliriz: Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın “İnsanı ve insani değerleri yüceltmeyen hiçbir yeniliğin kıymetiharbiyesi yoktur.” sözü aslında bir prensip olarak alınabilir. Önemli olan şey insandır ve insani değerlerdir. Bu itibarla biz de İletişim Başkanlığı olarak dijitalleşme ve yapay zekâ gibi iletişim teknolojilerine bu perspektiften yaklaşıyoruz. Yani sunduğu imkânları ve ortaya çıkardığı riskleri birlikte değerlendiren bir stratejik sorumluluk sergiliyoruz. Yeni iletişim teknolojilerinin sunduğu imkânlardan elbette sonuna kadar faydalanıyoruz ama zararlarını da yönetmek gerekiyor, bunları azaltmak gerekiyor.

Öncelikle yapay zekâ, bir örnek olarak gazetecilikte faydalanılması gereken bir imkândır demiştim ama tekraren altını çizmek isterim; asla bir özne değildir, özne olmamalıdır. Yapay zekâya sorumluluğu bırakamayız. Yapay zekâya bazı komutları vererek bilgiyi alıyoruz ama yine de bu bilgi sonuçta belirli verilerden yönlendirmelerle geliyor; bunu biz bir sonuç olarak görmemeliyiz. Yani insanın, gazetecinin bağımsızlığı, mesleki etiği ve ilkeleri ve kamu yararı hepsinin önünde gelmeli. Bu konular algoritmalara bırakılamaz. Haberciliğin bu temel niteliklerinin zayıflatılması; hız olgusunun doğru bilginin önüne geçmesine ve görünürlüğün de hakikati bastırmasına sebep olabilir.

Böyle bir medya düzeninde kimsenin elindeki bilgiden emin olamayacağı açıktır. Böylesi bir kaos ortamında bazı küresel şirketlerin ve onlarla eş güdüm içinde hareket eden bazı devletlerin iletişim ekosistemini domine etmesi, burada bir tahakküm oluşturması elbette istenmeyecek bir husustur. Bu da bizi dijital egemenlik konusuna getirir.

Dijital egemenlik Türkiye açısından baktığımızda millî egemenliğimizin çok önemli bir parçasıdır. Burada cevabını aramamız gereken başka bir soru tabii ki bu olumsuzluklarla nasıl mücadele edeceğimiz ve kendi dijital egemenliğimizi nasıl koruyacağımız hususudur. Benim burada yaklaşımım şu şekilde: Konvansiyonel medyanın önemini göz ardı etmeden yenilikleri ve yeniliklerin dönüştürücü etkilerini de hesaba katarak hareket etmek durumundayız.

Daha önce gazeteci demek konuyu belirleyen, araştıran ve haberini yazarak altına imza atan kimse demekti. Bugün bu tanım daha da ilerletilmek zorunda. Yani artık gazeteci; veriyi okuyabilen, algoritmayı tanıyabilen, yapay zekâ destekli içerikleri fark edebilen ve dijital güvenlik bilincine sahip kişi demektir.

Gazetecilerin bu yeterlilikleri edinebilmesi için elbette bizlere çok görev düşmektedir. İletişim habitatında yer alan kurumlar olarak, İletişim Başkanlığı başta olmak üzere TRT, AA ve elbette Basın İlan Kurumu bu konuda gazetecilerimizin yanında, onlara her türlü yetkinliğin kazandırılmasında destek vermeye hazırdır ve bunu bir görev addetmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bugüne kadar iletişim camiasında gazetecileri nasıl desteklediysek, bu yeni meydan okumalar karşısında da onların yanında olacağız. Elbette kamu yararına milletimizi bilgilendirme temel hizmeti çerçevesinde biz de bu gayretimizi sürdüreceğiz. Basın İlan Kurumu’nun da yerel ölçekte ve ulusal ölçekte medya organlarına verdiği destek tam da bu amaca hizmet etmektedir.

Basın İlan Kurumumuz gazete işletmelerine kredi, basın derneklerine nakdî yardım ve basında görevli çalışanlara faizsiz borç imkânı sağlayarak aslında bu işin maddi altyapısını da sunmaktadır. Böylece bizim tüm Türkiye'de yerel ve ulusal ölçekteki medya kuruluşlarımız bu zeminde önemli bir kamusal görevi yerine getirmektedir; bunu çok kıymetli bulduğumu ifade etmek isterim.

Sevgili Misafirler,

Konuşmamı bitirmeden evvel son bir hususa değinmek istiyorum. Dijitalleşme bağlamında ve yapay zekâ teknolojilerinin ortaya koyduğu riskler bağlamında bizim yapmamız gereken şeyi başka bir formülle size tekrar sunmak istiyorum. Elbette bu verilerin saklı amaçlar doğrultusunda işlenerek, filtrelenerek önümüze koyulduğunu bilmek çok önemli.

Medya kuruluşlarımızın ve basın kuruluşlarımızın bu bilinçle hareket etmesi ve gerçek bilgiyi kamuoyuna ulaştırma misyonundan bir an bile sapmaması büyük önem taşıyor. Dijital teknolojilerin kullandığı bir dil var, söylem var, anlatılar var. Bizim bunlara pasif bir izleyici konumunda olmamız düşünülemez. Bizim gazetecilerimiz kendi medeniyet anlayışımızdan, köklü tarihimizden ve değer dünyamızdan beslenerek bu dijital dünyada aktif aktörler olmalıdır, etkin aktörler olmalıdır; pasif kabul edenler değil, o dijital ortamı şekillendiren aktörler olmalıdır. Bu bağlamda yerli ve millî dil, söylem ve anlatı inşa etme çabası içinde olmanın çok kritik ve vazgeçilemez bir noktada olduğunu düşünüyorum.

Aksi takdirde nesillerimizi kendi millî değerlerimizle, medeniyet değerlerimizle onların hafızalarını, dünyalarını geleceğe aktarmak mümkün olmayabilir. Böylesi bir risk karşısında yüksek bir bilincin gerekli olduğunu ve artık gazeteciler için bunun bir kamu görevi parçası olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda kendi özümüzden hareketle dilimiz, anlatılarımız ve söylemlerimiz üzerinde daha çok emek sarf etmek, daha çok çalışmak durumundayız.

Bugünkü panelin bu amaçlara hizmet etmesini temenni ediyorum ve inanıyorum ki burada yapılacak olan değerlendirmeler, dijitalleşme ve yapay zekâ çerçevesinde bizim önümüzde duran konuların hepsine ışık tutacak, politikalarımıza yön verecek.

Ben bu duygu ve düşüncelerle Basın İlan Kurumu Genel Müdürü Sayın Abdulkadir Çay'ın şahsında bu panelin oluşturulmasına emek veren bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Oturumda görüşlerini ifade ederek hepimizi aydınlatacak olan hocalarımıza, medya profesyonellerine ve elbette bugün burada olan siz değerli katılımcılara şükranlarımı sunuyorum.

Hepinizi hürmetle, muhabbetle selamlıyorum.

Prof. Dr. Burhanettin DURAN

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı